Hukuk devleti
Vatanda$larin hukuki guvence icinde olduklari, devletin eylem ve i$lemlerinin de hukuk kurallarina bagli oldugu sistem . Bu devlet sisteminde yurutme hukuka bagliligidir ve yurutme i$lemleri de yargi denetimindedir .
Turkiye cumhuriyeti devleti butun dunyada bilindigi uzere mukemmel bir hukuk devletidir .
Her ne kadar kanun devleti ile hukuk devleti aynı başlığa yönlendirilmiş olsa da iki kavram arasında tam bir anlam paralelliği bulunmamaktadır
(bkz: kanun) "belirtilen usul ve bicimde kabul edilerek yururluge konan yazili hukuk kurali" olarak tanımlanmaktadır, yani hukuk kavramınca şekillendirilen ortaya konan bir olgudur, kanun devleti bu manada hukuki süreç işleyip ortaya konan ve eksiği gediği de bulunabilen kanunların şekillendirdiği ve öncelik kazandığı bir bakıma kanuncu bir devlet yönetim anlayışını akla getiriyor
Hukuk devleti ise daha organik, değişken, uyarlanabilen bu yüzden de evrensel manada bir süreklilik ifade eden hak merkezli ve kanundan çok kişiyi öne çıkaran bir yönetim biçimini akla getiriyor
Yasama, yurutme ve yarginin birbirinden bagimsiz oldugu devlet turudur.
Kuvvetler ayriligi,idarenin denetimi,anayasal yargi,yargi bagimsizligi,kanuni hakim guvencesi,temel hak ve hurriyetlerin varligi ve korunmasi,kanuni idare,esitlik,idarenin mali sorumlulugu gibi temel diger kavramlarin ancak bir butun ve birarada gorulmesiyle olusabilcek devlet turudur.
Hukuk devleti,yetkiyi elinde bulunduran siyasi otoritenin yani devletin koydugu yasalara kendisinin de uymasini,kendini hukukla baglamasini ifade eder...evrensel hukuk devleti ilkeleri bakimindan ele aldigimizda türkiye cumhuriyeti devletinin hukuk devleti oldugunu iddia etmenin olanaksiz oldugu rahatca görülebilir...evet görünürde bir anayasa vardir ve bu anayasa kagit üzerinde uygulanmaktadir.ancak 1980 darbesini yapan zihniyet anayasada temel hak ve özgürlükleri düzenlerken devlet ve bireyi rakip olarak görmüs verdigi her özgürlüge karsilik bireye bir ödev yüklemis hatta bazi durumlarda bir maddelik bir hak icin on maddelik kisitlama kosullari getirmistir...
Ayrica hukuk devletinin dogal bir geregi olarak kuvvetler ayriligi ilkesinin tam anlamiyla uygulanabilmesi gerekir...bu acidan baktigimizda tc anayasasi yine karsimiza özgürlükleri zedeleyici bir tutumla cikmistir.hakimler ve savcilar yüksek kurulunun basina adalet bakanini getirmekle yargiyi yürütmeye bagimli bir hale getirmis adalet bakanligi müstesarini bu kurulun dogal bir üyesi yaparak hakimler ve savcilar yüksek kurulunu adeta adalet bakanlinin bir kuklası haline getirmiştir.bu sartlarda bagimsiz ve güvenilebilir bir yarginin varligindan söz edebilmek abesle istigaldir.
Sonuc olarak su anda yürürlükte olan anayasayla, türkiye en iyimser tahminle sinirli bir hukuk devletidir.
Birey ve devlet, birey ve birey iliskisi genel hukuk ilkelerinin temel alınarak duzenlenir, bu kurallarin alternatifi yoktur*
Yasa devleti olmak hukuk devleti olmak anlamına gelmez. Zira evrensel hukuk ilkelerine aykırı yasa yapılabilmektedir.
Hukuk devleti üzerinde düşünmek insanlık tarihinde göre görece daha yeni olan bu kavramın tanımlanmasını içermektedir. Tanıma girmeden de belirtmek gerekir ki, bu kavram burjuva siyasal mücadelesi sonucu bu sınıfın öncelikleri ekseninde ortaya çıkmıştır. Bu anlamda liberal demokrasinin vazgeçemeyeceği temel öğelerden bir tanesidir. Zira bugünde liberal siyasal söylemde kendine oldukça geniş bir ifade alanı bulmuştur. Öyle ki bugün politikacıların bu kavramı kullanmadan herhangi eylem içersine girmeleri nadir rastlanan bir durumdur. Ancak idealize yönün yanı sıra ideolojik bir arka planında bulunduğunu bu noktada belirtmek yerinde olacaktır. Hukuk devleti ilk olarak 18. Yüzyılın sonu ile 19. Yüzyılın başında alman liberalizminin temsilcileri pladicus, müller, von arentin ve von mohl tarafından kullanılmıştır. İlk kez almanya’da ortaya çıkan bu kavram “rechtstaat” kavramını karşılamaktadır. Bu biçimsel duruş bir tarafa belirli bir tarihten sonra bu kavramın üzerinde oydaşmanın (bir batı demokrasisi kavramı) olarak oluştuğunu söylemek gerekmektedir. İçeriksel olarak hukuk devletinin ne ifade ettiği ise daha önemli bir tartışma öğesidir. Bu kavramla birlikte akla ilk olarak devlet iktidarının sınırlandırması gelmektedir. Yukarda dile getirildiği üzere hukuk devleti ile liberalizmin gelişimi bir koşutluk içermektedir. Bu anlamda devletin elinde bulunan soyut gücün alınıp kudretinin azaltılması liberal değerler adına son derece önem taşımaktadır. Bunun açıklanması ise kısaca kişilerin ve bireylerin değil yasaların üstünlüğü şeklindedir. Bu anlamda massachusttes antlaşmasında geçen “government of laws and not of men” formülasyonu anayasal anlamda hukuk devleti’nin ilk kez kullanıldığı yerdir. İktidarın sınırlandırılması kavramı gerçekten de hukuk devletinin en önemli damarlarından biri olmakla birlikte tarihi çok eskilere götürülebilir. Örneğin antiphon ve perikles siyaset yazmalarında devletin (ve yöneticilerin) bütün kudreti ellerinde bulundurmalarının sakıncalarından bahsederler. Kişisel gelişimin önüne devlet geçemez ve aksi polisin başına dertler açar. Burada verilen örneğe benzer yaklaşımlar daha sonra roma’da, hıristiyan siyasal düşüncesinde ve bazı aydınlanma düşünürlerinde bulmak mümkündür. Ancak burada değinilmesi gereken bir noktada buradan hareketle hukuk devleti fikrinin tarihin de eski olduğu yönündeki iddialardır. Bu fikri tamamıyla benimsemek mümkün değildir. Çünkü hukuk devleti kavramı bir çok farklı etkenin birleşmesi ile anlam bütünlüğü kazanmaktadır. Örneğin yargı ile ilgili birtakım kurallar (bağımsızlık, adil yargılanma vs.) Olmadan hukuk devletinin varlığından söz etmek eksiklik olacaktır. Bu anlamda hukuk devletinin geç ortaya çıktığı yolundaki düşünce daha akla yakın gelmektedir.
Tüm etkinliklerinde hukukun üstünlüğü ilkesine ve yargı denetimine bağlı kalan devlet.
Bati dusununde ilk defa 17.yy'da john locke tarafindan son derece kapsamli bir sekilde uzerinde durulan konsept. Locke; ozgurluk, mulkiyet ve yasama haklarini temel haklar olarak tanimladiktan sonra devletin zor kullanma gucunun bu haklari zedeleyebilecegini vurgular ve devletin erkinin bu sebeple yasalarla sinirlanmasi gerektigini anlatir. Bu sinirlama kaynagini halktan alan bir anayasa ile belirlenecektir . Dolayisi ile devlet hem halkin iradesi ile hem de bu iradeden dogan yasalar ile bagli olacaktir. Amac devletin kendi iradesi ile yaptigi kanunlara uymasi degil, halkin iradesinden temsilciler araciligi ile dogmus kanunlara uymasidir. Halkin iradesi ve hukuk devleti ayrilmaz bir ikili olmalidir. Dikkat ederseniz, anayasal hak(constitutional right), irade(consent), anayasacilik(constitutionalism) kavramlari da locke ile beraber modern bati dusununde ortaya cikmis ve vurgulanmis oluyor. Zaten locke 17.yy'da carolina'nin anayasasini yazarken bu hukuk devleti kavramini da ilk defa dokumantize etmistir. Ama tarihte 'hukuk devleti' kavraminin ilk defa gunumuzdeki butunsel sekli ile anlasilacagi dokuman insan haklari evrensel bildirisi ve abd anayasasi'dir ki bunlari olusturan kisiler locke'dan cok etkilenmislerdir. Daha sonra 'hukuk devleti' kavrami kita degistirecek ve 18. Yy sonunda fransa'da etat de droit, 19. Yy'da ise almanya'da rechtstaat isimleri altinda uygulanmaya baslanacaktir.

No comments:
Post a Comment