Friday, October 20, 2006

Genel Kamu Hukuku Ders Notlari

Devletin tanımlanabilmesi için konunun iki açıdan ele alınması gerekir.
<!--[if !supportLists]-->1- <!--[endif]-->iç hukuku
<!--[if !supportLists]-->2- <!--[endif]-->Devletler arası Hukuk
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
İş hukuk açısından devleti tanımlamak için anayasaya bakmak gerekir. Bunun yanında iç yapısı itibariyle devleti somut olarak incelemek için
<!--[if !supportLists]-->· <!--[endif]-->devletin yurttaşla olan ilişkisi
<!--[if !supportLists]-->· <!--[endif]-->hukuku sosyolojisi ( Hukuk sosyal bir olgudur)
<!--[if !supportLists]-->· <!--[endif]-->tarih vb. kavramlar yardımcı olur.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Daha önemlisi devletin dıştan görünüşüdür. Yani diğer devletlerle olan ilişkileri bakımından devlet olma niteliği taşıyıp taşımadığıdır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Örneğin Kıbrıs henüz tüm devletler tarafından tanınmamaktadır. Her ne kadar tanıma bir devletin var olması için zorunlu bir şart olmasa da hukuki gerçeklik her zaman doğruyu göstermez. Kıbrıs tanınmadığı için devletler hukukunda, uluslar arası hukukta yer edinememiştir. Yani burada hukuki gerçeklik doğruyu söylemekte , Denktaş’ın Kıbrıs’ın bağımsız bir devlet olduğuna ilişkin açıklamaları kimilerine alay gibi gelmektedir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Devletler hukuku alanında ise devletin tanımlanması için belli kurallar yoktur. Tamamen pratikten gelen bu anlayışa göre eğer bir devlet diğer devletlerle ekonomik, sosyal, siyasi ilişkilere girebiliyorsa , uluslar arası örgüt ve antlaşmalara katılabiliyorsa o devletin varlığından söz edilebilmektedir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Yine de devletin tanımlanması için bazı ilke ve kriterler getirilmelidir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Devlet Nedir ?
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Devlet Arapça kökenli bir kavramdır ve hükmetme bir arada yaşama gibi tam belli olmayan çeşitli anlamları vardır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Neden Arapça dan almışız ? Kendi dilimizde bu anlama gelen bir sözcük yok mu ?
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
İngilizce’de àThe State
Almanca’da àDer Staad
İtalyanca da De Stade à
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bunların tümü “ La State” kökünden gelir. İlk defa 15. yy da kullanılmaya başlanmıştır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Türkçe de è Budun ( Ulus )
İl = El ( İdari Bölüm )
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bunlar devlet sözcüğünü tam olarak karşılayamamaktadır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Statü sözcüğü il defa Machiavelli tarafından kullanılmıştır. Machiavelli bunun statü ( bugünkü anlamında ) anlamında kullanıyordu. Buradan devlet kuramına gelindi. Devlet denildiğinde akla ilk toplum gelir. Toplum da çeşitli statülerdeki insan gruplarından oluşur. Machiavelli’ye göre amaç bu statüler arasındaki “barışı” sağlamaktır. Bu statü farklılıkları doğaldır. Önemli olan bunlar arasındaki barışı sağlamaktır. Bunun için de hükümdarlara ihtiyaç vardır. Machiavelli buradan hareketle “statue” diyerek prensi kastetmektedir. Buradan da devlet kavramına geçilmiştir.
Devlet kavramı Avrupa da 15 yy Arapça da 16 Yy da ortaya çıkan çok yeni bir kavramdır. Oysa devletler çok daha önce kurulmuşlardır. Yani devletler hep vardı ama toplum içinde tek güç olan ortak kabul etmeyen devlet anlayışının ortaya çıkması çok yenidir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Örneğin Feodalitede her senyör kendi devletinin sahibiydi ama aynı kültürden bir toplumu tek başına toplayamıyordu.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bugünkü modern devletin en belirgin özelliği toplum içinde tek gücü temsil etmesidir. Bu vasıf 15. ve 16.yy dan sonra ortaya çıkmaya başlamış ki Machiavelli ‘nin bunda büyük payı olmuştur. Statüler arası barışı sağlamak için prens gücüne ihtiyaç vardır. Bu da devlettir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Türkçe de devlet toplumu düzenleyen anlamına gelir. Bu gücün iç hukukta somutlaştırılması da kolayken uluslar arası hukukta daha zordur. Devletin en belirgin niteliği olan toplumda kurulan güç us hukukta devlet niteliği kazanılabilmesi için yeterli gelmemektedir. Burada devletler hukukunun önemi ortaya çıkmaktadır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Devlet kavramı geçmişten günümüze çok değişiklikler geçirmiş farklı devlet şekilleri ortaya çıkmıştır. Bugün hala bu değişim devam etmektedir. Örneğin Avrupa Birliği .
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Devlet bir olgudur. Bu olguyu tanımlayabilmek için bazı karakteristikleri ortaya koymak gerekir. Ancak devlet geçmişten bu güne öyle farklı özellikler kazanmıştır ki :
Örneğin : “Devletin Amacı” birinci özelliktir denmiş bir dönem. Ama devletlerin amaçları birbirinden farklı olabilmektedir. Oysa bir özellikten bahsedebilmek için bütün devletlerde aynı olmadı gerekmektedir. Devletin amacı önemlidir ama devleti tanımlayabilmek için tek başına yeterli olmaz.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Hans Kelsen hukukun sadece normlardan ibaret olduğun sosyal gerçekliğin önemli olmadığı görüşünü devlete de yansıtmıştır. Ona göre devletin özelliği hiyerarşik bir normlar yığını olmasıdır. Bu görüş de güzel ama tek başına yeterli olamaz. Bu görüş genişletilebilir belki : Normu kim koyar ? Kimler için koyar ? Nerede uygulanır ? Bu soruların cevabı devlettir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bu teori Jelinek ‘in teorisi ile çakışmaktadır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bir başka görüş de devleti sosyolojik olarak yaşayan bir varlık saymaktadır. Bir arada yaşayan toplumlar her zaman devlet olamadığından bu görüş de yetersiz kalmaktadır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
19 yy sonunda Jelinek 3 öğe kavramını ortaya atmıştır.
Her devletin mutlaka:
<!--[if !supportLists]-->- <!--[endif]-->insan topluluğu
<!--[if !supportLists]-->- <!--[endif]-->toprak parçası
<!--[if !supportLists]-->- <!--[endif]-->devlet gücü vardır. Bu 3 öğe dışında başka öğe yoktur.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bu teorinin insan topluluğu ve toprak parçası açısından son derece sağlam ve somut olduğu görülür. Asıl problem devletin gücündedir. Bu gücün de her devlette olan bazı özellikleri vardır. Örneğin tek güç olması, hukuk yapması gibi. Jelinek devlet gücünün de somut olduğunu ancak farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini ama bunlarla ilgilenmediğini söylemektedir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
İnsan Topluluğu Öğesi :
İnsan topluluğunun bir devlerin varolması için mutlaka olması gerekir. Ancak bunun beraber bu insan topluluğunun ister kendiliğinden olsun ister zorla empoze edilsin birlikte yapama duygusuna sahip olması gerekir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bir devletin insan topluluğunun içine o devletin vatandaşı olmayanlar girmez çünkü devlet ile insan topluluğu arasında bir bağ olması gerekir. Bu bağa vatandaşlık bağı adı verilir. Vatandaşlık bağının kurulması Jelinek ‘e göre devletlere kalmıştır.
<!--[if !supportLists]-->1- <!--[endif]-->İstek olmalı
<!--[if !supportLists]-->2- <!--[endif]-->Kan / Toprak vb. bir esas kabul edilmelidir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
İnsan Topluluğunun homojen olması gerekir mi ?
Jelinek e göre bu da önemsizdir. Vatandaşlık bağı kurulduysa kişi o devletin öğesidir. Bu insanların dil, kültür vb ortak özellikleri olması doğaldır ama şart da değildir. Ayrıca Jelinek vatandaşlığını eşitlik esasına dayandırmayanlara devlet dememektedir. Jelinek’e göre modern devlette devlet vatandaşını köleleştirmez.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Devletler Hukuku açışından bir insan topluluğunun o devletin halkı olup olmadığı nasıl belirlenir ?
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Örneğin Alman Anayasası Alman devleti dışında yaşayan Almanları da vatandaşı sayıyor. Bu tip sorunlar çıkabiliyor. Yani insan öğesinin Devletler Hukuku açısından tanınması da önemlidir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
İnsan öğesi 19. yy da “halk” dan “ulus” a gitti .
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Milletleşme : Aynı topraklar üzerinde aynı kültürden insanların oluşturduğu bir birlik kastedilir. Manevi bir kavramdır. İçine dil, din, ırk ve benzeri farklı kavramlara soktukça da farklılaşmaktadır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Ulus denilen topluluk 19ncu yüzyılın buluşudur. Aslında 19. yy dan önce de vardı ama bu kavramın sosyolojik analizi 19 yy da yapılmıştır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Örneğin Ortaçağda ulus kavramı yoktu. Belli yerlerde yaşayan insanlar vardı.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Eroman ulus kavramı için bazı ortak özellikler aramıştır. Ona göre ulus devletin insan öğesini oluşturur.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Ulus olmanın bazı ölçütleri vardır:
<!--[if !supportLists]-->- <!--[endif]-->aynı soydan gelme
<!--[if !supportLists]-->- <!--[endif]-->Dil birliği ( ama aynı ulustan olup da farklı diller konuşanlar da var – İsviçre gibi - )
<!--[if !supportLists]-->- <!--[endif]-->Din vb.
Olabilir ama yeterli değildir . yani aslında hepsi olabilir ama abartılmamalıdır. Asıl aranması gereken o toplumda yaşayanların birlikte yaşamak istedikleri ve ortak kültürden gelmeleridir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Ulus insan topluluğunun ölçüsü kabul edilirse başka bazı sorunlar da ortaya çıkabilir. Her devletin insan topluluğunun içinde farklı özelliklere sahip gruplar vardır bunlara “azınlık” denir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bazı devletler ulus kavramını ödün vermeksizin uygularlar. Örneğin Fransa
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Ulus – devlet anlayışının doğduğu 19 yy da ise az da olsa bir etnik bütünlük aranıyordu. Örneğin Londra da zenci polis göremezdiniz. Artık bunlar değişti.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Ulus anlayışı değişse de ulus devlet kavramı halen devam etmektedir. Örneğin bir zenci, bir Cezayirli ben Fransız’ım diyebiliyor artık.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bazı devletlerin insan öğesinin temel vasfı ulus olmasıdır. Ama bu din dil vb değil daha geniş bir kültür birliğine dayanır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
2 ) ÜLKE ÖĞESİ
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Devletin vazgeçilmez öğelerindendir. Devletin insanlarının yaşayabileceği ülkenin belli olması gerekir. İnsanlar devlete bir bağ ile bağlanırlar. Bu bağ vatandır. İnsanla devlet arasındaki ilişki ancak vatanla kurulabilir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Ülke ayrıca :
Yabancıların hukuki statülerinin belirlenmesinde de ekonomik açıdan da önemlidir. Bir devletin insan haklarına bağlı olup olmadığı ancak ülkede gösterilir. 20 yy ın ortasına kadar bir devletin ülke üzerindeki etkisi tartışılamazdı. Mutlak olarak kabul görürdü. Şimdi devletler hukuku geliştiği için buna bir takım sınırlamalar getirildi. Örneğin bazı sözleşmeler ile bir devlet diğeri üzerinde tasarrufta bulunabilmektedir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Devletin ülkesi üzerindeki yetkisi nereden gelmektedir?
Bu konuda bazı kuramlar var:
1- Kişisel mülkiyet kuramı : Monarşik rejimlere uygun bir kuramdır. Devletin sahibi kral olduğundan devletin ülkesi üzerindeki her türlü yetki de krala aitti. Ancak bu kuramda asıl sorun kişilerin mülkiyet haklarının açıklanmasıdır. Örneğin İslamiyette her şeyin gerçek sahibi Allah’tır ama kulların bu hakkı fiilen kullanmalarına izin verilir.
Batıda her şeyin sahibi kraldır. O halde halk nasıl mülkiyet edinebiliyor ? Bu sorunun cevabı aranırken “en üst mülkiyet “ kavramı ortaya çıkmıştır. Kral “rakabe” denilen çıplak mülkiyetin sahibidir. Bunun dışında kişiler kralın topraklarından yararlanabilirler. Bu yararlanma hakkı tasarrufu da içerir. Kişiler bir anlamda kralın topraklarının bütünleyici parçalarıdır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
2- Mekan Kuramı : İnsanların yaşayabilmek için mekana ihtiyaçları vardır ve bu mekanda oturma , mülkiyet kurma hakkına sahip olunmalıdır. Kralın tebaası için gerekli mekan dolayısyla devletin ülkesi üzerinde sınırsız yetkisi vardır .
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
3- Bugün bu 2 kuram da kullanılmamaktadır. Bugün artık devlet başkanının ülkeye sahip olması düşünülemez. Bütün yurttaşlar eşittir. Bu eşitlik mülkiyet açısında da geçerlidir. Devletin ülkesi üzerindeki yetkisi ise kamu yararı kavramı ile açıklanmaktadır. A
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
ÜLKENİN SINIRLARI
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bir devletin ülkesinin sınırlarının belli olması gerekir. Eskiden devletler – komşu devletler itiraz etmedikçe – sınırlarını keyfi çizerlerdi.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Günümüzde :
<!--[if !supportLists]-->a) <!--[endif]-->Kara sınırları : Uluslar arası antlaşmalar ile belirlenmektedir. Bir devlet kurulurken sınırları da belirlenir. Genel olarak sınırların belirlenmesinde bir devletler hukuku kuralı yoktur. Bu sınırlar doğal veya yapay olabilir. Ancak bazı özel düzenlemeler vardır. Örneğin aksi kararlaştırılmadıkça 2 devletin arasındaki sınır bir nehir veya göl ise sınır en derin yerinden geçer.
<!--[if !supportLists]-->b) <!--[endif]-->Deniz sınırları : Bir devletin kara sınırı deniz ile bitiyorsa sınırlar sahile çizilmez. Sahilden itibaren belli bir metreye kadar sınırlar devam eder. Buna kara suları denir. Karasularının belirlenmesinde bazı sistemler vardır.
Eskiden ( ilk ve orta çağda ) devletler kendileri çiziyorlardı.
Günümüzde antlaşmalarla tespit ediliyor.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Devlerin kıta sahanlığından yararlanma konusu tartışma yaratıyor. Yapılan pek çok konferans var. Sonuçta sadece kara sularının ötesindeki belli bir mesafeden de devletlerin halin icabına göre yararlanabilmeleri konusunda anlaşılmıştır.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Örneğin Norveç , itiraz eden komşusu da yok ve dilediği gibi faydalanıyor.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
Bir devletin karasularında işlenen suçta o devlet yetkilidir.
Kıta sahanlığında işlenen suçlarda devlet yararlanıyorsa da failin tabiiyetinin bulunduğu ülke yetkilidir.
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
<!--[if !supportLists]-->c) <!--[endif]-->Hava sınırları : Kara sınırlarının üzerinde bulunan en alışılmış teamüllere göre 10.000 Km yüksekliğe kadar olan hava sahası o devlerin sınırlarına dahildir ve devlerin istediği gibi tasarruf hakkı vardır. Örneğin istediğini geçirir istemediğini geçirmez. ( Hukuken bu bazı sözleşme ve gerçekliklerle sınırlı bir keyfiyettir. )
<!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]-->
 

1 comment:

Anonymous said...

JDM Entertainment - The JTB Hub
JDM Entertainment is located in Harrah's Resort Southern 충주 출장마사지 California. We are located 동두천 출장안마 in 전라북도 출장샵 Valley Center, CA and feature a casino, a 포항 출장샵 seasonal outdoor swimming 동두천 출장안마 pool and